4 Mart 2017 Cumartesi

Duyguların beyni: OXV The Manual Frequencies.

Süre: 105 Dakika
Tür: Bilim Kurgu, Romantik, Gizem
Yönetmen: Darren Paul Fisher
Senarist: Darren Paul Fisher
Yapım Yılı: Avustralya-İngiltere 2013
Oyuncular: Ria Carroll, Daniel Fraser, Kayti Moran,
Carolyn Tomkinson, Davis Barnaby
Puan: 7,1 /10



Filmden kısaca bahsetmek gerekirse:


Isaac (Zak) çocukluğundan beri Marie’den hoşlanmaktadır, Marie ise herhangi bir duygusu olmamakla birlikte deney yapma isteği ile Zak'le görüşmektedir. Ancak Zak ile Marie’nin her yıl birlikte harcayabilecekleri sadece 1 dakikaları vardır. Bu dakikayı aştıkları takdirde doğa durduk yere yağmur yağdırarak, zelzele yaparak, gökten bagaj yağdırarak bu birlikteliğin devamına engel olmaya çalışır.

Ve bence:

Yine beyin yakan bir film. Bilimkurgu ama aynı zamanda felsefi... ve üstüne üstlük birde romantik yapmışlar. Türkiye çevirisi Aşk Frenkansı diye geçse de tamamen aşka odaklı bir film yapmadıklarına, "sonsuz aşk" klişesiyle konuyu bitirmediklerine sevindim. İngiltere yapımı film.. zaten bunu filmin Mozart hayranlığından anlıyorsunuz. (Bazı sahneler vardı ki güzel sanatlar dönemlerimi hatırlattı.) Çekimler aman aman değil, başlarda biraz sıkıcı... -Genelde bu tarz felsefi ve bilimsel dayanakları olan filmlerde akıcılık ne kadar olsa da, izlerken sizi çok düşündüren bir filmse kolayca akıyormuş gibi hissettirmeyebilir- Bazı teoriler, metaforlar var filmin konusunda. Hangi sonuçlara ulaşıyor film bunları takip etmeye çalışıyorsunuz aslında. Bir ara film verdiği önermelerle çelişecek sandım fakat iyi bir yere bağlayabildi. Bazen sıkıldığım yerler oldu, dediğim gibi aşırı akıcı bir film olduğunu zannetmiyorum. Yorgun kafayla izlenecek, stres atmalık bir film de değil, tam tersi daha çok strese giriyorsunuz. Dinlenmiş kafayla, açık bir zihinle izlenirse daha anlaşılır diye tahmin ediyorum çünkü beyin yakıcı yönleri var. Beyin yakmak isteyenler buyursun... Kuantum, fizik, felsefe doldurmuşlar...

Her gün aynı yerde: The Girl On The Train ( Trendeki Kız)



Süre: 1 Saat 52 Dakika
Tür: Gerilim, Gizem, Suç, Dram
Yönetmen: Tate Taylor
Senarist: Erin Cressida
Öykü: Paula Hawkins
Oyuncular: Emily B
lunt, Haley Bennett, Rebecca Ferguson
Yapım Yılı: Londra- 20 Eylül 2016
Puan: 7,2 /10

Filmden kısaca bahsetmek gerekirse:



Eşinden ayrıldıktan sonra yeniden normal hayatına dönmeye çalışan Rachel Watson (Emily Blunt), her gün işe giderken bindiği trenle eski kocasıyla bir zamanlar birlikte yaşadığı, şimdi ise eski kocasının yeni ailesiyle birlikte yaşamayı sürdürdüğü evin önünden geçmektedir. Her seferinde aynı acıyı tekrar yaşamamak adına eve yakın başka bir evde yaşayan Megan Hipwell (Haley Bennett) ve Scott Hipwell (Luke Evans) çiftini dikkatle izlemeye, onların hayatlarıyla ilgili kendince yorumlar yapmaya başlar. Yine bir gün trenle oradan geçerken çok kötü birşeye tanık olur. Ertesi sabah uyandığında geceyle ilgili hiçbir şey hatırlamaz ve televizyonda Megan'ın kaybolduğunu öğrenir. Rachel hem Megan'ın akibetini, hem de kendisinin o gece nerede ne yaptığını öğrenmek isteyecektir.

Ve uzunca bir bence:

Ben bu filmi izleyeli baya oluyor ama yazısını daha önceden girmiştim. İlk vizyona girdiği zamanlarda sinema da izledim. Trendeki Kız adlı romandan uyarlama bir film. Kitabı hiç okumadım... İsmini hiç değiştirmemişler ki bu baya hoşuma gitti. Genelde uyarlama filmler risk oluyor. Konu benim kitap kapağından tahmin ettiğimden çok uzaktı. Film afişi de öyle- bu yüzden film sizle sürekli oynuyor. Biraz ağır ilerliyor, yavaş film sevmeyenlere daral gelecektir. Çekim açıları ve mekanlar on numaraydı. Tate Taylor'un ilk defa bir filmini izledim sanıyorum ama gözünü gerçekten beğendim. Film ağır ama türlerini yazarsam baya bi spoiler vermiş olurum, bu yüzden sustum!
Emily Blunt... yarabbi... Bu kadını Şeytan Marka Giyer, Pamuk Prenses ve Avcı, Ölümden daha Soğukta falan izlemiştim.. beğenirim oyunculuğunu.. Ama bu filmde ben mi abarttım acaba anlamadım ama öyle bir oyunculuk sergilemiş ki... o aksan, ruh halinin getirdiği mekanik, tutuk hareketler... aksanııı.... ben bayıldım! Böyle oyunculukları izleyince bunlar oyuncuysa ben neyim diyorum, üzülüyorum valla :) Film ikinci yarıdan sonra hızlandı ama ilk yarısında hem olayları, hem de kadınların (spoiler!) karakterlerini, ruhunu çözmeye dalıyorsunuz neredeyse. Bu arada filmde sonuna kadar hiç bir şey anlaşılmıyor. Resmen salak gibi "Haaaaaaa... taaaammaaam" deyip kala kalıyrosunuz. Vizyondakiler arasında sağlam bulduğum bi film olmuştu.

Sorgulatan film: Unbreakable (Ölümsüz)

Süre: 107 Dakika
Yönetmen: M. Night Shayamalan
Senaryo: M. Night Shyamalan
Yapım Yılı: ABD-2000
Oyuncular: Bruce Willis, Samuel L. Jackson, Robin Wright Penn, Spencer Treat Clark
Puan: 7,2 / 10




Filmden kısaca bahsetmek gerekirse:



Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn'ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price'ın... Price David Dunn'la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn'a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

Ve bence:


Bir Bruce Willis ve Samuel Jackson filmi... Çok iyi ikili olmuşlar, uyum ve tamamlama on numaraydı. Bu adamlar ekrandan hiç gitmesin. Samuel Jakson sakat birini öyle güzel canlandırmış ki. Kasvetli ve gerilimi artan bir havası var ve aynı zamanda durağan bir film... Night Shyamalan sonda büyük bir darbe vurur diye bekledim. Çok büyük beklentilerle izlenmemesi gerek. Farklı bir süper kahraman filmi fakat insanın değer-değersizlik, benlik ve kişilik kavramlarını sorgulayan bi film. Dönemini göz önüne alacak olursak 2000ler için etkileyiciydi. İzlenebilir.